Kalkışma

Solda Birlik ve Aynı Hikaye -Ocak 2009

Posted in Güncel, Türkiye Devrimci Hareketi by Dead FM on Haziran 9, 2010

Yeni bir seçim dönemi; yine birlik mücadelesi. Sistem-dışı sayılabilecek unsurlar ile burjuva legalitesinin icazet sınırlarında manevra yapan onlarca öğeden müteşekkil Türkiye genel sol hareketinin, yakıcı toplumsal dinamiklerin sınıf mücadeleleri ekseninde yazdığı tarihin özgün ve güç sahibi bir öznesi olmaktan fersahlarca uzak olduğu bir dönemin herhangi seçiminden biri.. Herhangi bir seçim kadar öneme sahip; bu anlamda devrimcilerin bu özel politizasyon döneminde seslerini duyurmaları açısından müthiş bir değere sahip. Aynı zamanda, çok partili dönemin kendisini önceleyen herhangi bir seçiminin olduğu kadar değerli: Geçerli yasal mevzuat dahilinde en ufak bir idari özerkliği bulunmayan belediye meclisleri ve başkanlarının seçileceği yerel düzeyde kazanılacak seçmen bölgelerinin; yahut sermaye iktidarının parlamentosunda edinilecek koltukların Türkiye devriminin istikametine sunabileceği ne varsa ancak o kadarını vaad eden bir dönem. İktidar perspektifini yitirerek belediye sosyalizmi yörüngesine yerleşen, Kürdistan yurtsever hareketinin bağımlı değişkeni haline gelmiş ve yerel seçimler vasıtasıyla ‘yerelden genele halk iktidarını kurma’ rüyalarıyla vakit öldüren çevreler için bu seçimlerin, ne devrimci bir nitelikte yönlendirilebilecek ‘asgari önem’i söz konusudur, ne de kapasitesiyle doğru orantılı olarak sunabileceği azami açılımların dikkate alınarak strateji geliştirilmesi hedefi. Sonuç olarak; bir seneye yakın bir süredir düşük yoğunlukta sürdürülen ‘çatı partisi’ tartışmalarının seçim döneminin yaklaşmasıyla, sürecin Türk tarafındaki zayıf özneleri gözünde aciliyet teşkil eden bir durum haline gelmesi görüşmeleri sıklaştırdı. Velhasıl, uzunluğu on beş seneye yaklaşan bir süredir istisnasız her seçim öncesinde ne gerçekleşmişse, bir benzerine daha şahit olduk: Kürt hareketinin tek ve meşru temsilcisinin orantısız (bu orantısızlık halinin yadırganacak bir tarafı yoktur) gücü etrafında öbekleşen Türkiye solunun yasal temsilcileri. Seçimlerde ortaya konulması yolunda ön-anlaşmanın sağlandığı beraberliğin, sürecin ilerleye aşamalarında bir çatı partisiyle sonuçlanıp sonuçlanamayacağı meçhul; sonuçlandığı takdirde bunun ne anlamlara gelebileceği konusunda ise az çok fikir yürütebiliriz sanıyorum.

Türkiye solunun; Kürdistan hareketinin 1980’lerin ortasında yaslandığı ve önderliğinin ideolojik yönelimini olumlu anlamda etkileyen proleter-köylü tabanına sunduğu devrimci alternatifi algılamak ve doğru adlandırarak cephe müttefiki olma yönünde gösterdiği beceriksizliğin/geç-kalmışlığın faturası ağır oldu. Türkiye devrimcileri, PKK’yı ‘küçük burjuva radikalizmi’ biçiminde adlandıradursun, PKK Kürt burjuvazisi ve emperyal odakların bölge siyasetindeki konumlanmalarına yaslandığı müddetçe meşruiyetini genişleterek anlamlı bir yasal temsil olanağına kavuştu, siyasi söyleminin barındırdığı sivri uçları törpüledi ve ancak bundan sonradır ki, ‘bizimkiler’ Fırat’ın doğusunda başgösteren hareketin nimetlerinin farkına varabildi. Türkiye solu, doğru zamanda yanlış yerdeydi; yanlış bir zamanda ise doğru pozisyonda kalmayı bir kez daha beceremedi. Fırat’ın doğusu için PKK ve yurtsever hareketin kültüralizmle sınırlanmış uzlaşmacı pozisyonuna terkedilmekten başka çare kalmamıştı. Bu noktada, sahiden de Türk solu için bölge siyasetini etkileme hususunda yapılabilecek pek bir şey kaldığını söylemek mümkün değilse de, hareketin neredeyse bütün çevrelerine sirayet etmiş olan samimiyetsizliği teslim etmek ahlaki ve politik bir görevdir. Varılan noktada; Kürt ulusal sorunu, üzerine oturduğu sınıfsal ekseni hareketin dinamiği içerisinde kaybetmiş olmasına rağmen, Türk tarafından direnişin öznelerine destek verilmeye pekala devam edilebilir. Fakat sosyalist olma iddiasındaki her özne, meselenin unutulan özüne bir şekilde atıfta bulunmak zorundadır. Meselenin göbeğinde -tıpkı otuz yıl önce olduğu gibi bugün de-, burjuva devrimin yüz yıla yaklaşan yakın tarihi süresince kapitalist üretim ilişkilerine teğellenerek dönüşen ve kapitalist bir nitelik kazanan geleneksel toprak rejimine mahkum küçük üretici ve tarım işçisi ile kente tutunmaya çalışan küçük burjuva ve işsiz ordusunun, yalnız kapitalistleşen Kürt aristokrasisi tarafından değil, semiren Kürt burjuvazisi ve Kürdistan’ın ucuz emek pazarını sömüren Türk sermayesi tarafından sokulduğu devamlı yoksulluk ve artan göreli yoksulluk çemberi bulunmaktadır. Kürt sorununun sınıfsal temelinin kitlelerin siyasi dinamizmi nezdinde silikleştiği bu dönemde Türk solu; ulusal sorunun, Kürt emekçilerinin lehine sayılabilecek bir şekilde üstesinden gelinmesi olasılığının kaybolmuş olmasına karşın meseleye dair çözümsüzlük halinin devam ettiğini vurgulayıp; şu durumda Türk tarafına düşenin sorunun şu ve ya bu biçimde çözülmesi yolunda yurtsever harekete destek çıkmak olduğunu ortaya koyabilir -en azından ahlaki bir sorumluluğu yerine getirmek adına koymalıdır. Kürt hareketinin ‘kültürel haklar’ ve ‘demokratik cumhuriyet’ çizgisine çektiği mücadele çizgisine müdahale etme şansı, atı alanın Üsküdar’ı çoktan geçtiği şu durumda kesinlikle bulunmayan Türkiye sosyalistlerine düşen, ancak, doğuda süren harekete kimi önemli şerhler koyarak destek bildirmek yahut şoven bir söyleme kaçmamaya özen göstererek kirli savaşın iki tarafını da dışardan eleştirmek olabilir. Türk solu cephesinde yıllardır şahit olmaya devam ettiğimiz durum ise, ulusal sorunun sınıfsal karakterine dair mutlak bir sessizliğin ötesinde, müthiş bir kuyrukçuluk siyasetidir. Şahit olduğumuz, ilkesizlik ve ciddiyetsizlikle elele giden ideolojik çöküntünün görünümlerinden biridir. Kürt hareketine dönem dönem yapılagelen ‘emekçileşme’ çağrılarının ise, yurtsever hareketin 90’lı yılların başında geçirmeye başladığı yapısal dönüşüm göz önünde bulundurulduğu takdirde, beyhude bir sesleniş olmaktan öte bir nitelik taşımadığı anlaşılacaktır.

Çatı partisi fikrinin, bileşenlerinin siyaseten kendilerini konumlandırdıkları pozisyonların birbirleriyle keskin çelişkiler doğurabilecek niteliğinden azade olarak, öz itibarıyla kimi problemleri var. Benden daha yetkin ve öz şekilde ifade edebildiği için, sözü ÖDP’nin içindeki Sosyalist Emek Hareketi’nden Kenan Kalyon’a bırakıyorum; kendisiyle geçtiğimiz yaz yapılan bir gazete röportajından:

Çatı partisi önerilerine nasıl yaklaşıyorsunuz?
Öneriye gelince, bir örgütsel model olarak “çatı partisi”nin uygulanabilir bir model olup olmadığı ikincil bir konudur. Önemli olan önerinin esası, çatı partisine yüklenen misyon ve teklif edilen programatik zemindir. Önerinin esası veya “ruhu” ise sorunludur, yanılsamalara dayanmaktadır ve tabiri caizse boğayı boynuzundan kavramamaktadır.

Nedir bunun nedenleri?

En önemli neden önerinin toplumsal-sınıfsal zeminlerinden koparılmış bir “siyasi demokrasicilik” ufku içinde kalmasıdır. Bu bakımdan, yukarıda Türkiye solunu tasnif ederken sıralanan ikinci eğilime denk düşmektedir. Önce ve öncelikle siyasi demokrasiyi kazanma taktiği neden yanılsama olsun denebilir. Liberalleri ve soldan liberalizme ilticalar nedeniyle bizim uydurduğumuz bir tabirle “sol-liberal”leri durmaksızın açmaza düşüren bir fantezi var: İktisadi liberalizmle siyasi liberalizm veya demokrasinin genişliği arasında bir karşılıklı gerektirme ya da simetri ilişkisi olduğu fantezisi. Oysa kapitalizmin tarihi tekrar tekrar tersine bir ilişkiye tanıklık ediyor. Yani emekçi halk ve ezilenler iktisadi liberalizme set çektiği ölçüde demokrasinin sınırlarını gerçekten genişletebilir. İşte öneri, bu asimetrik ilişkiyi görmediği için bir yanılsamaya dayanmaktadır. İkinci neden, münhasıran Kürt hareketini ilgilendiriyor. Türkiye solu halen çok sınırlı bir temsil kabiliyetine sahip olduğu bugünkü koşullarda, onunla “stratejik ortaklık” ne yazık ki doğrudan doğruya Batı’daki emekçilerin sempati ve desteğini kazanmak anlamına gelmiyor. Türkiye solu kendi temsil kabiliyetini yükseltmedikçe ve siyasal bir işçi hareketi sahnede yerini alıp denklemi değiştirmedikçe, bunu yapar veya yapamaz ayrı bir mesele ama, “Türkiyelileşme” konusu Kürt hareketinin bir iç dönüşüm geçirmesine bağlıdır: Sadece bir ulusal hareket olmakla yetinmeyip aynı zamanda bir “sosyal hareket” olmak. Konu son derece hassas, malum “ulusal birlik” bir ulusal hareketin varlık nedenlerinden biridir. Ama çok büyük ölçüde “proleter bir ulus” söz konusuysa, bazen sosyal bir hareket haline gelememek aslında ulusal birliği de yitirmek anlamına gelebilir. Kısmen ilkiyle ilgili üçüncü neden, önerinin Türkiye’deki rejim içi kutuplaşmayı hafife alan bir toptancı gerekçeye dayanmasıdır: Aralarındaki nüanslar ne olursa olsun, karşımızda tek bir çatıdan yönetilen bir egemen blok vardır; bunun karşısına kendi çatı partimizi dikelim!… Genelkurmayla AKP arasındaki mutabakattan ve Kürt coğrafyasından bakıldığında kısmen haklı ve ilk bakışta daha radikal görülebilecek bu toptancılık, daha dikkatli bir gözle irdelendiğinde, aslında ciddi bir zaafla maluldür: Fiilen var olan düzen içi kutuplaşmanın taraflarına karşı doğru bir mesafe tayin edememek ve demokrat gözükenin sahteliğini göstererek onun soluna yerleşmek.

Kısacası, “çatı partisi” önerisinin esası sorunludur ve öneriyi ortaya atanların eleştirilere kulak vermelerinde sayısız fayda vardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: