Kalkışma

Barbarların İstilası – 2

Posted in Güncel, Kültür by Dead FM on Eylül 6, 2010

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, sermaye birikiminin pek çok iktisadi özgünlük barındıran son evresi bağlamında, yine aynı iktisadi düzlemde herhangi bir niteliksel özgünlüğün taşıyıcısı olduğunu iddia edemeyiz. Bu parti, lineer bir çizgi izlemekten uzak ancak  parkuru ve yörüngesi sağlam bir bayrak koşusunun, elindeki çubuğu sekiz yıldır bırakmayan öznesidir. Ancak aynı partinin özgünlüğü, son yüz metreyi fişek hızında bir sprintle aşma kapasitesini bünyesinde toplamasında yatar. Ve sermaye devletinin sonal konsolidasyonunun şafağı: 1910’lara doğan, şimdinin orta yaşlı Türk burjuva iktidarının, yalnızca tarihsel evriminin uzak erimli uğraklarına kıyasla değil, ulusal sermaye birikiminin son otuz yıllık döngüsü bağlamında ele alındığında dahi gözden kaçmayacak türden toplumsal özgünlükler barındırdığı şüphesiz olan son evresinin semirmiş göbeğindeyiz. Bu evreye özgü biçimde kalkınma, rızk ve mücadele gibi sözcükler ile bunların toplumsal uzantıları, sermayenin ve ezilenlerin dilinin dışına atılmıyor: Aynı sözcüklerin şu vakte değin ‘doğal’ zannediyor olduğumuz uzantıları form değiştiriyor, ‘öze’ dair varsayımlarımızı çöpe atmamıza yardımcı oluyor (olmalı), yamalar vasıtasıyla nitelik dönüşümüne uğruyor. Otuz yılımızın Özalizmi kalkınmayı bir kenara fırlatmadı -tıpkı dindarların günü ve hayatı rızk üzerinden kavramsallaştırmayı, tüm renkleriyle muhaliflerin mücadeleyi unutmadığı gibi.

Aşağı yukarı son on yılımızın tarihi, iktisadi liberalizmin piyasa kültürünün enflasyonist bir eğri üzerinde ‘kitlesel içerilmesinin’ tarihidir.  İşte özgünlüklerden biri: Sömürü ve birikimin tarihsel objesi ve bağırsak kurtları ezilenler posa kemirmekten her vakit usamış vaziyettedir; fakat ele aldığımız formasyonun tarihi dahilinde belki de hiçbir zamansal uğrak, aynı kuvvetli kemirgenlere mideye tırmanıp daha zengin minerallerden faydalanma kapılarının bu denli açık olduğu izlenimini vermemişti. Kişi başı milli gelirin düzenli sayılabilecek artışını yalnızca “zenginlerin daha hızlı zenginleşmesine” bağlamak hata olacaktır -küçük sermayenin, tıpkı denize ulaşamadan ölen yüzlerce kaplumbağayla aynı kaderi paylaşma riskini göze alma pahasına tomurcuklandığı bir dönemden geçiyoruz. ‘Riskin doğallaşması’, piyasanın sözlüğü ve kültürünün kitlelerce emilmesi manasına gelir. Geleneksel rızk kültürünün diliyse kaybolmuyor; riskin dilinin aşağıya, riskin gündelik ekonomik yansımalarının yukarıya doğru baskısının yarattığı erozyonla bilinç düzleminden bilinç-dışına kıyıyor. Rızkın geleneksel dilinin toplumsal muhalefetin önündeki tarihsel barajlardan biri olduğu söylenir. Bu dil dönüşüyor -hiç de arzu etmediğimiz bir istikamete doğru. Ve ‘mağdurlar’, iktisadi ve siyasi öznelliğin gözlerine tunçtan görünegelen kapılarını zorluyorlar -bununsa, yine komünistlerin düşleyegeldiği bir subjektivite kazanma pratiği olmadığı muhakkak. Kiminin işçi öz-yönetimi hayallerinden, ‘kendi işini kurmaya’ yol almış gündüz düşlerine; kalabalıkların yalnızı devrimcinin ‘ezilenlerin radikal muhalefeti’ mitinden, kendileriyle aynı yollardan geçmiş görünen ‘bizim oğlanların’ sürdürülebilir iktidarının yereldeki dinamosu olmaya: Türkiye halkları, komünistlerin kavrama hususunda çoklukla acz içinde kaldığı bir iktisadi evrenin siyasi ve toplumsal yansımalarını tecrübe ediyor.. Ve bir başka özgünlük: Özalcılığın teknisizmi ve teknokrat kültürü, iktidar partisinin kanatlarında yeni bir yaşam buluyor. İktidar, bugüne değin tecrübe etmediğimiz düzeydeki bir sofistikasyonda, tıpkı bir rafinerinin dilinde konuşuyor. Siyasetin algısal tabakada idare/yönetişim, din de dahil olmak üzere ‘kültür’ ve ekonomiden ayrışmasının; bilir kişicilik ve ekspertiz vurgusunun -kısacası topyekun rafinizasyonun, gündemimizi teşkil eden ezilenlerin devrimci mücadelesi bağlamında ne denli büyük bir tehlike taşıdığını farketmek gerekiyor. Sivil toplum partikülarizminin  güçlenmesiyle elele, siyasi ve iktisadi zorun ayrışması temelinde belirlenen kapitalizmin siyaset ve iktisat uğraklarının teğellendiği noktaların kitlesel algı nezdinde kayboluşu; iktisadi ve kültürel, her tür çelişkinin kamusal alanda boy göstermesi zaruretine kültür-bilinç alanında vurulabilecek en kuvvetli darbedir. Siyasetin, bahsi geçen uğraklardan bütünsel ayrışmasının mümkün olmadığının bilincinde olmak yetmez: Bunu komünistlerden başka kim biliyor?

Ve nihayetinde ‘orta malı’ bir önerme: Gün; toplumsal yapının belirlenmiş özerkliklere sahip kültürel, siyasi ve ekonomik tabakalarının girift bir karakteristik sunan karşılıklı etkileşimlerine doğar ve batar. Öznesi sermaye, objesi radikalizmin güneşi olan tutulmanın gölgesiyse hepimize yeter hale geldi. Somuda dönelim: Türkiye’de küçük ölçekli sermayenin karnavalı, dev sınai sermaye ve uluslararası sektörel pazarlarda ciddi rekabet gücüne kavuşan orta ölçekli sermayenin geç gelen baharında yaşanıyor. İktidar partisinin Freudyen dil sürçmeleri vasıtasıyla farkedebildiğimiz kaba dil, sermayenin dili ve birikimin içinde seyrettiği hukuki yüzeyin rafinizasyonuyla kolkola yol alıyor. Sermayenin adaleti ve kalkınmacı ‘güçlü ekonomi’nin barbarlığı, muhalefet pratiğine demokratik bir meşruiyet prangası bahşediyor -böylece, ‘barbarlığın panzehiri demokrasi’ fikri. Sermaye ve bilirkişi barbarlığının, Türkiye’de egemenlerin barbarizminin sonal konsolidasyonunun ötesinde ise, farketmek güç fakat, ezilenlerin yeni barbarlığı uyuyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: